Sırrın Peşinde Sırlı Bir Ömür

Güncelleme tarihi: 20 Kas

İlm ile hikmet ile kimse ermez bu sırra

Bu bir acayip sırdır ilme kitaba sığmaz


Yunus Emre


***


“Bir gövde borcum vardı toprağa

Verdim borcumu

Ruhumun toprağa borcu yoktur benim.

Arama toprakta beni ben başka yerdeyim.”


Merhumun “Kabir Taşım” adlı şiiri böyle başlıyor. Fakat her şey çok daha önceden başladı.

***


Doğdu. Sene 1910. Yer Vakfıkebir, Trabzon. Ana tarafından Gümüşhanevi Hazretleri’ne, baba tarafından Şeyh Şamil’e dayanıp doğdu. Her doğum gibi bu da mucizeydi. Bildi. Doğrusu, bildirildi. Bu da mucize. Henüz yedi yaşında Nigâr Hâtun eğitiminde hafız oldu. Öyle olacaktı oldu. Deryada damla olduğunu bilecek bir damlaydı ve bu haliyle deryadan gayrısını bilmedi çünkü yoktu. Nazarında yokluk bile yoktu, her şey vardı zira O vardı. Türkistan Buhara kentinden gelip Trabzon’a yerleşen hocası Ömer İnan Efendi öğretti. Nasıl?


Nasılı pek çetin. Nasıl, nasıl anlatılsın? Yaşayan bilir ancak. Hem o bilendir ki nasılını kaldırabilecek olan yaşıyor. Dağdaki karın çokluğu dağın heybetini gösterir nihayetinde. İşte burada dağ olmaklığa adımlardan biri var; Derman, henüz 15-16 yaşlarında. Halvete girdi. Tam kırk gün boyunca bir tas tuzsuz çorbayla erbain yaptı. Kırk günün sonunda hocası onu üzüm asmalarının altında kurduğu mükellef bir sofraya davet etti. İçti. Ömer İnan Efendi, çorbadan sonra kızarmış tavuğu Derman’ın önüne koydu. Tam buttan koparmak için uzandığı sırada Hocası tavuğu aldı ve orada bulunan köpeğin önüne attı;


“Kalk halvete gir, daha nefsini terbiye edemedin.”


Derman ağlayarak tekrar halvete girdi ve kırk gün sonra çileden çıktı. Yani iki defa erbain yaptı.


Eğitim hayatında oldukça başarılıydı Derman. Trabzon’da lisesini birincilikle bitirip ülke çapında yapılan sınavı kazandı ve devlet bursuyla 1927 yılında Avrupa, Fransa’ya gitti. Kendisi cumhuriyet devrinin eğitim için Avrupa’ya yolladığı ilk talebelerdendir. Hali hazırda Fransızcası iyi olduğu için Lycee de Carnot’taki lisan eğitimini bir ayda tamamlayıp fakülteye geçti.


Yedi senelik eğitim hayatının üçünde psikoloji, diğer üçünde felsefe eğitimi aldı. Kalan bir yılında tıp fakültesine kayıt oldu ve Türkiye’ye dönüp İstanbul’da tamamladı. Eğitimi sırasında aynı zamanda Mısır’daki Câmi’u’l-Ezher İlahiyat Fakültesi’ni de bitirdi. Kendi sözleriyle “Üç ay orada, dört ay orada” geçip gitti… Kısacası hayatında boşluğa hiç mi hiç yer yoktu. Yok, yoktu ve zamanı insan aklı almazcasına bereketliydi.


Maddi sıkıntılar içerisinde geçen gençlik döneminde okul masraflarını karşılamak adına geceleri sabaha kadar çalıştı. Yaptığı işse gazete kâğıtlarından kese yapıp satmaktı.


Bir dönem oldu. Fransa’da sıla hasretinden ötürü buhrana girdi ve hastanede yattı. Necip Fazıl’ın ifadesiyle tecrid terleri döktü, ötelerin ötesini kurcaladı, münevver buhranı geçirdi. Büyük kafaların büyük hastalıkları… Şükür ki bundan biiznillah hayırla çıktı.


İş hayatı da oldukça yoğun geçen Derman, ilk olarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Prof. Mustafa Şekip Tunç’un yanında staj yaptı. Sonrasında Arabistan’a gidip kralın saray doktorlarından biri olarak bir müddet çalıştı. Ülkeye döndüğünde Ağrı Eleşkirt’te resmi olarak doktorluk görevine başladı. Burada iki yıl kaldıktan sonra Bilecik Bozöyük’e tayin oldu. Bozöyükte yedi yıl tabiblik yaptı ve beldenin gazetesinde yazılar kaleme altı. Güzel bir anekdot da şudur ki kendisinden evlilik adına sağlık raporu almaya gelen gençlerden muayene sonrası guslün tarifini ve 32 farzı saymalarını istedi. Eğer doğru tarif ederlerse raporu verdi, aksi halde öğrenip gelmelerini söyledi. Yani sadece bir doktor değil aynı zamanda manevi bir tabipti.


1945 yılında Eskişehir Devlet Hastanesi’nde hükümet tabibliğine tayin edildi. 1949 yılında cerrahi ihtisasını verip bu hastanede 22 yıl operatör doktor ve klinik şefi olarak çalıştı. 6 binin üzerinde ameliyat yaptı ki 1962’de tamamen kopan bacağı yerine tutturması dünyada bir ilk oldu. Bu ameliyat uluslararası arenada konu oldu. Sovyetler Birliği, Almanya Sağlık Bakanlığı, Amerika Sağlık Bakanlığı kendisine tebrik ve davet mektupları gönderdi. O sırada Amerika başkanı olan John. F. Kennedy, Derman’a takdirname yanında madalya da yolladı.


Bu ameliyat hakkında kendisi şöyle söyler;


“Bu bizim başarımız sayılmasa gerek. Büyük bir mucize oldu. Dokuz saat sonra asistan doktorlar yanıma geldi. Ayağın ısındığını söylediler. Hakikaten damarlara kan inmişti.”


1971’de emekli olup Almanya’ya gitti ve 10 yıl kadar da orada doktorluk yaptı. Orada halen kullanılan Binotal Saft adlı çocuk şurubunun mucidliğini yaptı ve bunun patentini almadı. Boş zamanlarında oradaki Türklere camilerde vaaz-ü nasihatte bulundu.


Ülkeye döndüğünde Ankara’da yaşadı. Akciğer kanseri olunca Keçiören Sanatoryum Hastanesi’ne kaldırıldı. Ömrü zorluklarla geçen Derman, son demlerinde de yoksul ve düşkün insanlar arasında bulunmak istediğinden lüks hastanelere götürülme tekliflerini reddetti. Hastayken de orucunu tuttu. 1989’un aralık ayının ikinci gününde ahirete irtihal etti.


“Dünyaya garib geldim, garib gitmem lazım. Garibin yeri tenhadadır.”


Rahmet soğuktadır, derdi ve işte bir kış günü Ankara’nın kuzeyinde bulunan Memlik Köyü’ne defnedildi. Vefatından iki sene kadar önce kaleme aldığı vasiyetinde mevlüd, nutuk, çiçek, gazete ilanı istemediğini, tenha bir mezarlığa defnedilip mümkünse defni başında tek kişinin Kur’an okumasını istediğini yazdı.


***


Esragül Battal Bayraktar Hanım doktora tezi olan bu eseriyle alanında mühim bir boşluğu dolduruyor. Merhum Derman’ın yaşadığı dönemi anlattığı ilk kısımdan sonra, onun hayatını, manevi şahsiyetini, eserlerini ve son olarak da tasavvufi görüşlerini aktarıyor. Bu son kısımda sadece görüşlerle yetinmiyor. Terimlerin lügat tanımlarını verip, ulemanın o konu hakkındaki görüşlerini de belirtiyor ve böylelikle kitap daha da derinleşiyor. Derman’ın eser ve sohbetlerinde bahsi geçen hadislerin sıhhatini dipnot olarak belirtmesi takdire şayan bir iş. Sonuç olarak, ortada son derece ciddi bir iş mevcut.


Kendisini en çok zorlayan durum olarak Derman’a ait tüm belgelere ulaşamamak olduğunu belirten Esragül Hanım, eserin daha iyi olabileceğini de kabul edecek tevazuu gösteriyor. Belgelere ulaşamamasının temel sebeplerinden biri Derman’ın icazet ve silsile bilgilerinin ailesince muhafaza edilip bunların paylaşılmasını uygun görmemesidir.


Bunun yanında, Derman’ın hocası Ömer İnan Efendi’nin sözü de sırlıdır; “Sen görünmez olacaksın.” Yani bu çalışmayı bilinmezi bilmek adına naçizane bir çaba olarak tanımlayabiliriz. Zaten Derman’ın eser isimlerine baktığımızda “sır” sözünün ehemmiyet ve anlamının büyük olup kâğıtta kalmadığını çıkarabiliriz. Sırra kadem basmak, anlamını bulmuşçasına… Yaşadı ama pek bilinmiyor. Fakat zamanla bilinecektir biiznillah. Bu yazı da bu bilmek yolunda ufak bir taş olursa ne mutlu bana.


***


Karşımızda doktor zırhına bürünmüş bir veli var. Zamanının bereketinden, ilminin yaşantısından okunabilmesinden, insanlara temasından anlaşılabiliyor. Herhangi bir eserini okuyan o kokuyu alabilir kanısındayım.


Yazacak o kadar şey var ki hepsini buraya sığdırmak namümkün. Mesela kendisi Kore Savaşı’na gidip doktorluk ifa etmiş. Edirne’de yağmur duasında bulunmuş ve herkes sırılsıklam olmuş. Annesine çok düşkünmüş ki annesi kendisine “Rabbim sana ana hakkı sormasın” diye duada bulunmuş. Eşi Cahide Hanım’a hep iltifatlar etmiş, o gelince ayağa kalkmış. Kışın herkes üşürken o gömlek üstü hırkayla dolaşmış ve soranlara “Ben yanıyorum” demiş. Eserlerini kurşun kalemle yazmış ve Hakk kelamı sadır olacağı için yongaları çöpe atmamış. Rusça, Fransızca, Almanca, Arapça dahil beş altı lisan bilirmiş. Özel muayene açmamış, parayla hasta muayene etmemiş. Nakşibendi şeyhi merhum Emin Acar Efendi, Derman için Nakşibendi, Rıfai ve Kadiri tarikatlarından icazetli olduğunu ifade etmiş…


Evet, yazacak çok şeyler var ama bunlarla iktifa edelim.


Hatam varsa affedin.


***


Yazıya “Kabir Taşım” şiiriyle başladık, şiirin sonuyla yazıyı bitirelim;


“Üzme kendini ben de senin gibiyim.

Rabbimin yanında uçar gibiyim.”


El-fatiha…

50 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Ey yıldızı görmek için bekleyen geceyi, Ey iki kelam edip de saymayan heceyi, Görmeyene karayı, akı, hüznü, neşeyi, Göster ki arasın yahut kendisi anlasın, Düşünmeyen akıllar düşünmekten kanasın. Yaln

İlim, İslam düşüncesinde anlamlandırıldığı haliyle bir şeyin hakikatini bilmekten ibarettir. Bir şeyin hakikati ile o şeyin bulunduğu zaman ve mekan sarmalındaki "gerçekliği" aynı şey değildir. Vâkıal

Söylenmeye varmadan, hiç oldu giderken sinemde öksüz bıraktığın çağın sinsiliğinden sakladığım sözler. Kelime vesilesi, işlenen şiir değil cinayetti bu kısası vuslat olan yüreğimi korlara atıp, atıp d