Muharririn Sonsuz Yolculuğu, VIII. Bab

Üç Hali Tek Bir Hale Genişletmek ya da İndirgemek: Depreşim Vartası

Üç hali tek bir hale indirgemek mi yoksa genişletmek mi?

Felsefi metinlerinin buğulu sürüncemelerinin nihai varış noktası, insan zihnini erozyon çatlağı kıvamına getirme ihtirası oluyor. Tek bir kavram üzerinden başlatılan bu yolculuk, sığ akıl bağlamında sürdürüldüğünden, neye ve nereye bağlanması gerektiği noktasında çoğu kez aksıyor. Zira akıl, tek başınayken de yeterince karmaşık. Sığ aklın sığınaksız us faaliyeti, "başlangıç ve bitiş, buluş ve yitiriliş, yeniden başlangıç ve çürütüp tekrar keşfediş" olarak sürüyor. Çünkü yanlış bir parametre var ortada. "Hakikat" kavramının "doğruluk, güzellik ve etik" kavramlarıyla üleştirilmesi, bu kavramların da hakikat minvalinde tartışılması, anlamı güçleştiren metinler doğuruyor. "Ne için düşünüyorum? sorusu, bir cevap beklentisi doğuruyor. "Varlık bilincine erişmek ve varlık sırrından haberdar olmak" yanıtı, kamu tarafından "aydınlık getiren" künyesine müstehak kılıyor cevap sahibini. Lakin sığ aklın bağımsız faaliyeti, o raddeye varmıyor bir türlü. "Aslolan varmak değil, varmayı arzularken kat'edilen yoldaki kazanımdır" beyanıyla tenakuz ediyor varta. Yani aslolan varmak değil, aramaktır deniyor. Bu yüzden felsefede üç halin düşünüm eylemi üzerinden açıklanması ve o üç halin (değer, arayış, keşif) tek bir hal (arayış) üzerinden faaliyet yürütmesi, büsbütün bir anlam indirgemesidir, indirgemeciliktir. Aranan değerin keşfinde bulduğumuz şey, bizlere yeni bir ufku aralamıyor ve "hayatiyet" olgusuna denk düşmüyorsa, burada yapılan indirgemecilik ucuz bir benlikten başka nedir? Filozofların birçokları, kendinden öncekilerin üzerine çıkmak ve kendinden sonrakilere tıkanık bir saha bırakarak, "kült"leşme ihtirasını gerçekleştirmek ister. Üç hali tek bir hale indirgeyen filozof, sürekli bir depreşim halindedir. Filozof ve mütefekkir ayrımı da burada başlıyor.

Mütefekkir, üç hali (değer, arayış, keşif) genişleterek, "Teslim olarak teslim alma" halini gerçekleştirir. Çünkü felsefede mevcut olan sığ akıl, tefekkür dairesinde yoktur. Filozof olabilmek için kavram bilinci ve düşünüm derinliğine sahip olmak yeterliyken, mütefekkir olabilmek için bunlardan fazlası gerekir. Filozof bağımsız bir ussa sahipken, mütefekkir; belirli sabiteler üzerinden aklı ıslah eder ve özgürleştirir. Mütefekkir için üç halin ilki olan "değer" ilim ile öğrenilendir. En mühim hal ise budur. Nitekim tefekkürü gerçekleştirmede başvurulan kavramlar, ilimle öğrenilmiş kavramlardır. İster düşünüm olsun isterse tefekkür, kavram sahibi olmaksızın ikinci hale, yani arayışa geçemez. İlim, mütefekkire "Teslim olunacak Mutlak Değer"i gösterir. Bundandır ki mütefekkirin ilk emeli, teslim olacak kudrette hüccetlere erişmektir.

Heraklitos, her şeyin bir akış halinde olduğunu söyler. Bu ise O'nun en büyük keşfidir. Heralitos'un bu öğretisi, sürekli bir "oluş" düsüncesi tetikliyor. Her şey akıyor ve sürekli bir oluş içre akıyor. İnsan, bir kere yıkandığı nehirden ikinci kez yıkanmıyor. Aynı nehre giriyor ama aynı suyla yıkanmıyor. Nitekim su akıyor ve yeniden bir oluş haline bürünüyor. Heraklitos'un "oluş" değeri, "akış" keşfiyle bulunuyor. Lakin burada tıkanıyor Heraklitos. Çünkü sığ aklın değer bilinci, herhangi bir mutlak varışa çıkmaz. Mütefekkire göre ise bu akıştan inkişaf eden "oluş" fikri, mutlak hakikatin teslimiyetine bir kapı aralıyor. Evet, kainattaki her şey bir akış halindedir ve bu akış, temadi bir oluş fikrini tetiklemektedir. Heraklitos'un vardığı nokta, mütefekkirin başladığı nokta oluyor. Mütefekkirin buradan vardığı yer, "Göklerde ve yerde bulunanların hepsi O’ndan ister (O’na muhtaçtır). O her an yaratma halindedir."* Kavl-i Şerifi'dir. Böylece Allah Teala'nın "Hâlık" esmasıyla tanışıyor tefekkür sahibi. Yaratıcı'nın sürekli bir yaratma halinde olduğu hakikatine tefekkür yoluyla vasıl oluyor.

Bir tarafta soruları çoğaltan ve "değer" umdesini sığlaştıran düşünüm, diğer tarafta sorulara cevaplar bulan ve "Mutlak Değer" hakikatine varan tefekkür. Buradaki ayrıştırıcı; ilim ve teslim oluş.

Mademki mütefekkir "Teslim olunacak Mutlak Değer"e dair hüccetleri buldu, öyleyse neyi teslim alacak? Elbette ki eşyanın hakikatindeki ulvi emaneti teslim alacak. Çünkü eşyanın hakikatindeki emaneti teslim alamayan mütefekkir, kainat keşfini tamamlayamaz.

İlimle mücehhiz aklın, irfanla kat'ettiği mesafenin ulvi keşfi: değer. Mütefekkir için üç halin (Değer-Arayış-Keşif) tek bir hale ("Mutlak" Değer) genişletilmesi bir depreşim değil, erişimdir.

Sığ aklın, bağımsız arayışın yitik keşfi: arayış. Filozof için üç halin (Değer-Arayış-Keşif) tek bir hale (Arayış) indirgenmesi bir varış değil, depreşimdir.

Oğuzhan Âsım GÜNEŞ

 

*Rahman Suresi - 29. Ayet-i Celile

3 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İnsanoğlunun tüm yapıp etmelerini kuşatıcı bir şey varsa bu ahlaktan başka bir şey olmasa gerektir. Zira iyi ve kötü sarkacına denk düşmesi muhtemel ne varsa bu “ahlak”ın da meselesi olarak tezahür ed

Hazreti Ali’nin “ İlim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı” sözü bugünün dünyasında verilerin insanların zihinlerine boca edildiği bir vasatta, üzerinde hayli durulması gereken bir sözdür. Zira pek

Beni bilmek esasen ötekini bilmektir. Kendini bilmeyenin ötekini bilişi kendinden bir biliş değil, yamalı bohça misali bozulmaya her an müsait, çarpık bir zandan ibarettir. Ötekinin çapını tayin etmek