Kaybettiklerimiz Üzerine Bir Deneme

Kaybettik. Kaybettiklerimizin habercisi bir yüze tahammülümüz kalmadı. Kulaklarımıza ulaşan ses kaybettiklerimizden habervermeye kalkınca bu sesi boğmakla meşgul olmamız gerektiğine inanmayı tercih ettik hemen. Kaybedişimiz hiç de hafife alınır; yok sayılmaya müsait bir şey değildi. Dönüşen, yerinden edilen, kaybolan bir şeyler vardı ve bunların yokluğu vasfa değil asla tealluk ediyordu. Suretimizden önce siretimizi kaybettik. Kaybolan siretimizin yerine montajlanan (bu kelimeyi bilerek tercih ediyorum) siretin hediye ettiği surete hapsolduk. Ne değişen dünyamızın farkında idik ne de dünyanın değiştiğine dair bir tasavvurla mücehhez olmuştuk. Seyl-i hurûşanın ahengi bizi celbetti. Oluşa; daha doğrusu yok oluşa katıldık. Çarklara dur demekten çarkları yağlayarak daha çabuk ve hızlı öğütmesini istemeye doğru yol aldık. Katettiğimiz yolun yanlış olduğu ikrarı; bizi yoldan da bu yolu bize kattetirenlerden de tiksinti duymaya kadar vardırdı. Ruhumuz mefluç oldu. Ruhumuzla manasını bulan bedenimiz mahcubiyetini kaybetti. Ey nas deyip seslenmemiz gerekirken tüm insanlığa; hümanizme katık olduk biz de sonunda. Kendi olarak kalanlarımızı dışladık. Kendiliklerine sahip çıkmaları bizi hep rahatsız etti. En nihayetinde radikal diyerek vurduğumuz etiketlerle onları cemiyetin dışına sürdük. Siz delilersiniz; değişen dünyada, gericiliğe hapsolmuş karanlık zihinlersiniz diye azarladık onları. Kilisenin skolastik anlayışıyla ördüğü örümcek ağlarının meydana getirdiği karanlığa karşı akla hudutsuz pay verenlerin aynı ağı ruha örmelerini görmezden gelerek “karanlık” kelimesini kullanmayı tercih ettik. İsimlerimiz, eşyalarımız, bakışlarımız, kıyafetlerimiz, tavırlarımızın hepsi bu dönüşümden nasibini aldı. Felaketi bir anda yaşamadık. Felaketi kanıksadık. Belki bu yüzden kaybettiklerimizi kazanmamız bu kadar zorlaştı. Hayat elbette hep kazanma ile geçmeyecektir. Hududullah tek düze değildir. Ancak kaybedilen şey artık savaş değil. Kaybedilen şey toprak parçası, nüfuz, güç vesaire hiç değil. Kaybedilen şey kaybetmemiz için üzerimize saldırılan, yitirmemiz istenilen şeyin ta kendisi. Şahsiyetimiz. Bizi biz kılan “o” şey.

Kaybettiklerimiz üzerine bir deneme yazmak kaybettiklerimizi geri kazandırmayacak hiç şüphesiz. Belki yanlışlarımızın en büyüklerinden birisi de eşyanın tabiatına aykırı olarak her şeyin hemen oluşunu istememiz. Hiç şüphesiz bu da kendisini sürekli eleştirdiğimiz modernliğin bize armağanından başka bir şey değil. Hızla gelişen, bir anda dönüşen şey sahici olmaz. Dönüşümün sahiciliği istikrarında gizlidir. İstikrara uğramamış bir fikir zamana meydan okumak şöyle dursun belli bir süre zarfında yok olup gidecektir. Elbette bu gidiş makyajı farketmekle ilgilidir. Sahicilik ise fıtratla doğrudan ilişkilidir. Sahicilik makyajını yapan sahtelikler de elbette mevcuttur. İçinde bulunduğumuz dünyanın sahiciliğini istediği kadar dayatmasına binaen bunun bir makyaj olduğu âşikar. Bu makyajın farkına varmak elde var birdir. Buna karşın aynı sahteliğe yol verecek bir hokus pokusa inanmak, içinde bulunduğumuz dünyanın bir anda doğruluğa varacağına dair bir tasavvurda bulunmak da aynı hat üzerinde işlenen cinayetlerdendir. İşin bir de her şeyi istikbale erteleyen tavırcısı bir anlayış var ki bu da ayrı bir problem. Gerektiği yerde gerektiği tavıra sahip olmak; cek ve caklara kaçmadan gereken ruhu her işte tüttürmek: İslâm ahlakı demek. Ne büsbütün slogan ne büsbütün sükünet. Vaktini kollayan bir ruhla mücehhez olarak eşya ve hadiselere bakışı kuşanmak meselesi.

Kaybettiklerimizi idrakte kaybettiklerimizi ne ile arayacağımıza dair bizde bulunması gereken anlayışa sahip olamazsak kaybettiklerimizi ararken kaybımızı artırır; kaybımızı büsbütün ikiye katlarız. Evvela mevzisini bilen bir anlayış ve elbette bu anlayışı sağlayacak itikad gerekli. Bunun ehl-i sünnet ve’l cemaat olduğunu ikrara gerek bile olmamalı aslında. Ne var ki bugün üzerinde bulunduğumuz zeminin kaypaklığı her şeyi birbirine katmış ve doğru ile yanlışı aynı hatta birleştirmiş vaziyette. Niyetimizi sahih, niyazımızı muhkem tutalım. Açılacak yolların nereye varacağını bilmesek de inanalım: İslâm inkılabı her şeyin sulandığı bir zamanda olacaktır ve o zamanlara yaklaşmışızdır..!


FATİH TEKİN

4 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Birçok mezarlığı ziyaret etmiş birisi olarak refikamın vatan-ı aslîsinin mezarlığı gibi ilgimi çekeni olmadı. Belki Anadolu'nun bir çok köyünde buna şahit olan vardır, belki de bozkıra hastır bilemiyo

Bugün sizinle duygularını içinde yaşayan insanlar ile dışa vuran insanlarda bulunması ihtimal durumlar üzerinde konuşacağız. Bu ikili tasnif, dışadönük veya içedönük kategorilerin her ikisinin içinde

Şehitlik ve Gazilik bu topraklarda alınabilen en şerefli sıfatlardır. Allah'ın(cc) takdir ve övgüsüne mazhar olan bu sıfatların içini, Peygamber Efendimiz (Gazâvatname) ve sahabeler hayatlarıyla dold