İnsan Olamayışın Istırabı -6-

İnsan olamayışın ıstırabını duymak insan olmanın şerefine yakışır bir yere varacaksa anlamlıdır. İnsanoğlunun dünya hayatında yapıp ettiklerinin varacağı yer insan oluşun kemaliyle alakası nispetinde Allah katında değer bulur. “Üstünlük takvadadır” hadis-i şerifinden anladığımız üzre insan olmanın hakikati takvaya merbut bir hayatı yaşamakla mümkündür. Bu mümküniyet imtihanın kendisidir. Mümkün olanlarla sarılı bir hayatta doğru ve güzel olanı seçme muhayyerliğine sahip olarak tüketiriz nefeslerimizi. Diğer taraftan nefeslerini tüketenler insan olmanın hakikatini dert edinmeyenlerdir. İnsan olmak derdiyle mücehhez olanların nefesleri tükenmez, vazifelerini yerine getirmenin verdiği sükunetle sonsuzluğa emanet edilir. Vakti gelince bu dünyadaki mücadelenin karşılığını Allah’ın ikramıyla almaktır söz konusu olan insan olmayı dert edinenler için.

Ne söz, ne yazı. Kalabalıkların önünde biteviye icra edilen bir senfoni de değil insanın yarasına merhem olacak olan. İçine dönmek. İçine yani en ücra hislerinle yüzleşmeye doğru bir yere. İndikçe ineceğin, keşfinin hitama ermesi namümkün bir yere dönmek. Bunu doğru usulle başarabilenler “nefsini bilen rabbini bilir” hikmetini idrak etmiş ve işlerini yoluna koymuş kimselerdir. Bu dünyada işlerini yoluna koymak diye bir şey söz konusuysa bu eşyanın da hayatın da hakkını vermek yoluyla mümkün olsa gerektir.


Eşyaya hakkını vermek evvela hadis-i şerifde mevzubahis edildiği şekliyle onun hakikatini görmektir. Allah Rasulü aleyhisselam “Allah’ım bana eşyanın hakikatini göster” diye dua etmiştir. Bu hakikati görmekliğin ucu Platon’un idealar teorisine çıkmaz. Zira bu teori tevhide varmak yerine kesreti sabit ve kaim kılar. Halbuki çokluk tekliği idrak için vardır. Çokluğun çokluğunun mahiyetini anlamanın ucu çokluğun da tekliğe yani tevhide hizmet ettiğine kâni olmağa çıkmalıdır. Allah Rasulü aleyhisselamın mezkur hadis-i şerifini göz önünde tutan bir mümin modern dünyaya en başta görünenler üzerinden bir kıymet biçilmemesi gerektiğini bilir. Görünen şeylerin görüldüğü şekliyle hakikatlerinin, ne ise o olmalarının söz konusu olmadığı şuuruyla meselelerle yüzleşme yoluna girmesi gerekir. Bu teşebbüs belki ilk elden ona eşyanın hakikatini vermeyecektir. Ancak eşyanın hakikatini idrak yoluna girmek için de bu anlayışla mücehhez olmamak işten bile değildir.


Bu yüzleşmenin verdiği dikkatin ucu eşya ve hadiselere kıymet biçerken eşya ve hadiseyi var kılanın gönderdiği mübelliği daima hatırda tutmaya varacak, dünyanın anlamlandırılması insanın kendi içkin tasavvuru yoluyla hevaya müsait bir tavırla değil, vahye dayalı bağlarla vukuu bulacaktır. Bu idrakle yeter düzeyde mücehhez olmak İslam toplumunda bir ütopya, insan üstü bir tavrı hayal etmek değil, her asırda canlı şahitleriyle sabit bir hakikattir.

Evet, ârif eşya ve hadisenin aslını idrak etme yolunda azımsanmayacak kadar adım atmış kişidir. Mertebelerin çeşitliliği dolayısıyla eşyanın aslını idrak da çeşitlenir, mütefekkirin deyimiyle şuur seviyesinin her değişiminde gerçeklik de buna bağlı olarak değişir. Allah Rasûlü’nün ve onun varislerinin bu topraklardaki varlığı yukarıda yazılanları ayan bir şekilde ispat etmektedir. Mesele, meselenin eğer insanın içine dönmesiyle alakalıysa; işin ucu kendini idrake varmadan insanın içine dönüşünün kendine dönüşe dönmeyeceğinin idrak edilmesidir. Yani her içe dönüş kendine dönüş değildir. Yoksa Sartre’dan tutalım Nietzsche’ye kadar son asır Batı düşünürleri de insanın kendiyle hesaplaşmasını öyle ya da böyle sözkonusu edip mesele üzerine eğilmişlerdir.


Yolda olmak ve yolda kalmak yolu tamamlamanın garantisi değildir. Her adım diğer adım için bir imkandır. Her imkan imtihan zarfıyla her daim felakete de selamete de duçar kılabilir insanı. İnsan olmanın hakikatini bize öğreten Allah Rasulü’nün “Ey kalpleri eviren çeviren Allah’ım, kalbimi dinin üzere sabit kıl” duası ümmetine yol gösterir. Biz yeter ki insan olmanın şerefinin ümmet olmaklığa raptedilirse vukuu bulacağına emin olalım. Emin olduklarımız hayatımızı anlamlı kılabilsin, anlamı dışarıda değil içeride arama şuuruna erebilelim.

FATİH TEKİN


4 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İnsanoğlunun tüm yapıp etmelerini kuşatıcı bir şey varsa bu ahlaktan başka bir şey olmasa gerektir. Zira iyi ve kötü sarkacına denk düşmesi muhtemel ne varsa bu “ahlak”ın da meselesi olarak tezahür ed

Hazreti Ali’nin “ İlim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı” sözü bugünün dünyasında verilerin insanların zihinlerine boca edildiği bir vasatta, üzerinde hayli durulması gereken bir sözdür. Zira pek

Birçok mezarlığı ziyaret etmiş birisi olarak refikamın vatan-ı aslîsinin mezarlığı gibi ilgimi çekeni olmadı. Belki Anadolu'nun bir çok köyünde buna şahit olan vardır, belki de bozkıra hastır bilemiyo