İnsan Olamayışın Istırabı -5-

İnsan mukayyet olandır. Mukayyet kelime manası itibariyle kayıtlanmış demektir. İnsanın kayıtlanışı evvel emirde Allah’ın onda yarattığı fıtrî istidad olarak vicdanı dolayısıyla gerçekleşmektedir. Bu vicdana sahip çıkarak bir ömür sürmek de, onu öldürmek ve canavar haline gelmek de insana verilmiş seçeneklerdendir. İmtihan hayatı, ölümün ve hayatın sırrı insanın Allah’a kulak vermesi üzerine kuruludur. Allah’a kulak vermekten çekinmek, “işittik ve itaat ettik” demekten geri durmak isyanın doğuracağı zulümlerin tetikleyicisidir. Mukayyet olmanın insanlar arasında meşhur şekliyle bir diğer manası da sahip çıkmaktır. Sevdiklerimiz güvendikleri birilerine bize mukayyet olmalarını telkin ederler. Mukayyet olunmadığımız müddetçe belalarla karşı karşıya kalmamızın daha kolay olduğuna inanırlar. Allah’ım aklıma mukayyet ol deriz. Başımıza gelen olayların idrakimizi zorlaması bize bu nidayı ettirir. İnsanı insan kılan şey de bir bakıma kayıtlanmış olduğunu ikrar ile kayıtlandığı şeylere sahip çıkması vesilesiyle meydana gelen ilkelerin bütününe riayetidir.

Modern insan kayıtsız insandır. Evvela kendine kayıtsızdır. İnsan olmanın manası onun için hiçbir şey ifade etmez. İçinde bulunduğu hali muhasebe yapılmaya, kendini tashihe açık bir yol değildir. İnsan olmanın manasının berhava olduğu bir yerde korunması gereken bir “insan”lık da söz konusu değildir. Batının Rönesansla beraber fitilini ateşlediği yangın insanı tüm kayıtlarından azade kılmış, kayıtsızlığını derinleştirmiştir. Pavlus’la beraber Hazreti İsa aleyhisselamın getirdiği hak dinin mesajı Hristiyanlığa kalbolmuş, Batı’da din; fıtratı muhafaza konumundan fıtratı tağyir konumuna kaymıştır. Belli bir müddet sonra Hazreti İsa’nın getirdiği mesaja sahip çıkmak isteyen azınlıklar bir şekilde susturulmuş ve Hristiyanlık Allah’a şirk koşacak bir konuma mevzilendirilerek Batı dünyasında Roma’nın dini olarak merkezi bir şekilde mevzilenmiştir. Temeldeki sabitenin yokluğu dolayısıyla mezhepsel olarak bir sürü farklı yorum ortaya çıkmış, büyük çapta katliamlar vukuu bulmuş ve cehalet katıklanarak din vasıtasıyla insanları hegemonyası altına almayı başarmıştır.


Özünden koparılarak tağyire uğrayan Hazreti İsa’nın mesajının döüşmesiyle meydana gelen Hristiyanlığın (özünden koparılan Hristiyanlık değil Hazreti İsa’nın mesajıdır, nitekim Hazreti Adem’den beri tüm inananlar Müslümandır, Hristiyanlık olarak addedilen şeyin kendisi baştan batıldır) dayattığı kayıtların sahte oluşu asırlarca insanların içlerindeki hakikat arayışını istismar etmiş, aranması gereken, bulunduğu sanıldıkça kaybolmuş, kayboldukça ıstırap derinleşmiştir. İnsan olamayışın ıstırabı bir süre sonra çok nadir olarak duyulmaya başlanmış ve birkaç cins kafa dışında kimsenin meselesi dahi olmamıştır. Ne var ki cins kafalarda da en baştan usûlen gidilen yolun yanlışlığı bir türlü hakikat yoluna çıkmamış, usûldeki hata butlanı derin kılmıştır. Nietzsche’nin “Tanrı öldü, onu biz öldürdük” haykırışı saptırılmış Allah fikrinin büsbütün modern Batı dünyasından çekilişini haber vermiştir de filozofun yolu tevhide erişememiş, cinnet geçirerek ömrünü hitama erdirmiştir. Diğer yandan içinde bulunduğumuz dünyanın meydana gelişinde Hristiyanlığın öyle ya da böyle yorumlanışı, istenilen kılıflara sokuluşu ve kendisinden meşruiyet devşirilmesi söz konusudur. Meşhur “dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır” sözünün sahibi Witgenstein’in dil üzerinden açılımları, kutsal kitaplarının (!) çeşitli saçmalıklarla dolu oluşuna yapılan itirazlara bir cevap mahiyetindedir. Yapısalcılığın gelişimi Hristiyanlığın korunması yolunda atılan adımlar nevisindendir.

Batı’nın üzerine kurulu olduğu butlandan doğan enkaz temizlenmek yerine sürekli olarak artmaktadır. Bunun insan teklerine yansıması dolayısıyla da insanın buhranı artmış, dünya savaşlarının tetikleyicisi olan vasat dolayısıyla milyonlarca insan ölmüş, yaşayan insanların ise ruh sıhhatleri akamete uğratılmış vaziyettedir. Kayıtsızlık gün geçtikçe derinleşmektedir. Hiç şüphesiz bu hal dünya sistemini beslemekte, arka planda dönen dolaplar hızlanarak yoluna devam etmektedir. Yüzyılımızda Amerika’nın işlediği suçların yekûnu halk kitlelerini harekete geçirmek şöyle dursun, vahşeti normalleştirme noktasına getirerek ve bunlara seyirci kılarak insanları “alıklaştırması” bugün konuşulmayan meselelerdendir.

Müreffeh, adil bir dünyanın borazanlığını yapanların gerçeklerle yüzleşmeden kıtlık, küresel ısınma gibi gerçeklik makyajı yapılmış hikayelerle insanları gütmesi bu dünyada işten bile değildir. Şayet ekonomik olarak üst sınıflarla alt sınıfların arasının (sınıf fikrinin temin edicisi de yürürlüğe koyucusu da Batı ve onun gittiği yola giren anlayışlardır, dayandığı kök ise Platon’un temsil ettiği ve Devlet kitabında alenen dile getirdiği Yunan düşüncesidir) uçurum mesabesinde açılması bizi tedirgin ediyor velâkin tedirginliğimizin ilacının siyasi partilerin değişmesiyle değişeceğine inanıyorsak biz de meseleyi baştan ıskalıyoruz demektir.


İsyanın raptedildiği yerin küresel dünya sisteminin değirmenine su taşıması, muhalefet edilecekse bunun izin verilen ve sistemin dışına çıkmacak şekliyle bir muhalefet olabileceği dayatması bizi ilgilendirmiyorsa içinde yaşadığımız dünyadan şikayet etmeye de, adaletin geleceği günlerin özlemiyle hayatımızı sürdürmeye de gerek yoktur. Meselenin pazardaki elma, armut fiyatlarının artması ve enflasyona raptedilmesi durumun vahametini göstermeye yeterdir. Kayıtsızlığın vardığı yer Allah’sızlıktır. Allah’ını kaybeden neyi bulacak, zamanın sırrına ne ile vasıl olacaktır?


FATİH TEKİN

2 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İlim, İslam düşüncesinde anlamlandırıldığı haliyle bir şeyin hakikatini bilmekten ibarettir. Bir şeyin hakikati ile o şeyin bulunduğu zaman ve mekan sarmalındaki "gerçekliği" aynı şey değildir. Vâkıal

İnsanoğlunun tüm yapıp etmelerini kuşatıcı bir şey varsa bu ahlaktan başka bir şey olmasa gerektir. Zira iyi ve kötü sarkacına denk düşmesi muhtemel ne varsa bu “ahlak”ın da meselesi olarak tezahür ed

Hazreti Ali’nin “ İlim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı” sözü bugünün dünyasında verilerin insanların zihinlerine boca edildiği bir vasatta, üzerinde hayli durulması gereken bir sözdür. Zira pek