"İnsan" Olamayışın Istırabı -2-

Güncelleme tarihi: 6 Haz

İnsan olmak, unutmanın insan için felaket olduğunun ikrarına vasıl olmaktır. Unutmanın cazibesine karşılık tezekkürün ıstırabına katlanmak, bu ıstırabı azık edinmek kolay değildir. Unutmak, unutarak idrakten uzaklaşmaktır. Dikkat ile mücehhez olmanın anlamsızlaştığı yer, insanın şuurunu kaybetmeye yaklaştığı yerdir. Taha Abdurrahman’ın deyişiyle; "İnsan, unuttuğunu unutan varlıktır." Elestbezmi'nde “emaneti” yüklenmeye talip olan ve imtihan dolayısıyla bu ân kendisine unutturulan insan, unuttuğunu ikrar ettiği zaman kendisini “teklif”e layık gören kata çıkabilir. İnsana madem emanet teklif edilmiştir; insan bu teklifi kendisi için mümkün kılan şeyin peşine düşmelidir. Teklifi bir mükellefiyet olarak kavramak, insan için tâli bir mesele değildir. Bilakis kendisine bahşedilen nimete teşekkürü vacip kılacak surette zaruridir. Ayet-i Kerîme’de, “Eğer şükrederseniz size (nimetimi) daha çok vereceğim, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım pek şiddetlidir!”(1) buyrulur. Nimete şükran insan olmanın gereklerinden olduğu gibi 'hakikat-i ferdiyye'ye, Alemlerin Efendisi'ne [s] yaklaşmak için de olmazsa olmazdır. İnsan olmanın manasına ermek, insan-ı kâmilin buyruklarına ittiba etmektir. Bu ittibadan yoksunluk, bu yoksunluğun keyfiyeti derecesinde insanı insanlıktan yoksun kılar. Ne var ki bu yoksunluktan habersizliğin ,yâni tezekkürün gerekliliğine bigane bir tavrın hakim olduğu bir dünyada unuttuğumuzu unutmaktan kurtularak hatırlama yoluna vasıl olmak kolay değildir. Diğer yandan Taha’nın deyişiyle; “Durum her ne olursa olsun unutmanın şaşkınlığı içinde debelenmektense hatırlamanın deruni varlığı iyidir.” (2)

İnsan 'bir şeyin ortaya çıkması' demektir; insana 'insan' denmesi, kemâl mertebesine yatkınlığı ve 'ünsiyet' ile ilgili olmasıdır.(3) Kemâl mertebesine yolculuğunda insanı diğer varlıklardan ayıran bir 'mümküniyet' söz konusudur. Bu imkân aynı zamanda imtihandır. Kendisine edilen teklifin mükellef kıldığı insan için tek çıkış yolu mükellefiyetini idrak ederek kaim olmasıdır. Bu mükellefiyet idrak edilmeden kaim olmak mümkün değildir. Zahirde kazanan gözükse dahî asıl hayat için durum tam tersidir. Zira Allah hesabı, gözlerin yerinden fırlayacağı güne tehir etmiştir.(4) İmhal bir imkandır. Kendisine bahşedilen imhala (Allah’ın mühlet vermesine) karşılık insan ihmal yolunu seçmekte ısrarcıdır. Bu ısrar insanın nefsinin zalim ve cahil olmasıyla alakalıdır. Kendisine bahşedilen imhali ihmalden kurtulmak için ferde düşen vazife, evvela insan olmanın manası üzerine yoğunlaşmakta yatmaktadır. İnsan olamayışın ıstırabı, insan olmanın ıstırabına dönüştüğü zaman insanın şerefine yakışır bir hayatı yaşama yoluna girilmiş demektir. İnsanı özel kılan Allah’ın yeryüzünde 'halife' olma imkanıdır. İmkan kelimesi hususen ihtiyar edilmiştir. Çünkü imkan bir şeyin var ve yok olmasının müsaviliğine delalet etmektedir. Her insan bu hilafete layık değildir. Bu hilafete layık olmak her insan için 'mümkündür' ama 'vacip' (zorunlu) değildir. “Halife, halifesi olduğu kimsenin özellikleriyle gözükür; bu sebeple beşer türünün her ferdi halife olmadığı gibi, şekil yönüyle insan desek de, insanlık mertebesini hak etmiş bir insan da değildir. Böyle bir insan, hayvan insandır.”

İnsanı bir bütün olarak ele alırken onun ruhunu ıskalamamız bize nasıl onun hakkında tamamen batıl bir fikir verirse, ruhundan tüten amellerini es geçmek de bizi onu yanlış anlamlandırmaya sevk eder. İnsan sireti ve suretiyle insandır. Suret, siretin elbisesidir. Elbise olmadan siretin cemalini seyreylemek mümkün değildir. Modern dünya bize güzelliği Byung Chul Han’ın deyişiyle, pürüzsüzlük olarak kabul ettirmiştir. Halbuki pürüzsüz, anlamın, fikir inceliğinin bağlanamadığı şey (olarak) sadece memnun edici duygu verir. Bir “Wow” ile biter. Pürüzsüz olan yaralamaz ne de direnç gösterir. Beklediği Like’dır (Beğen). Pürüzsüz nesne zıddını iptal eder. Her negatifliği def eder.(6) Libas fıtrîdir. Dolayısıyla ilâhi olandan bir alamettir. En hayırlı libas ise Kur’an-ı Kerim’de geçtiği üzere takva libasıdır. Modern dönemlerde güzele bakış ve güzeli tayin, farklı bir yazı mevzusu olmakla birlikte burada mevzumuzla alakası insanın insan oluşundaki kemali yakalamasında, amellerinin ehemmiyetinin güzel anlayışımızla doğrudan alakasıdır. Yalnız kâl olarak akseden bir güzellik eksikliktir. Kâlin (sözün) hâle sirayeti insanı kemâle sevk eder. Modern dünya insan haklarından, temel özgürlüklerden binlerce kişinin katıldığı sempozyumlarda bahsedilen ve ardı arkası mazlum coğrafyalarda bombaların patlamasının tabii addedildiği bir yerdir. Mezkur dünyada kâl, hâlin bir alameti yahut habercisi değil, aynadaki kendi çirkinliğini gösteren aksidir. Aliya İzzetbegoviç’in deyişiyle, "Batı’nın yaptığı 'insansız insancılık'tır." Burada söz konusu olan şey insan olmanın (asıl) manası es geçilerek insanın bir metaya dönüştürüldüğü ve harcandığı bir dünyayı kurmak, insan olmanın şartlarını dilediği gibi tayin ederek onu istediği zaman harcamanın meşrulaştırılmasıdır. Bu meşrulaştırmaya karşı çıkmak için evvela akide merkezli bir düşünce dünyasını muhkem bir şekilde kaim kılmak; peşi sıra her mevzuya bu merkezle irtibat kurarak eğilmek icap etmektedir. Muhyiddin İbn’ül Arâbi Hazretleri’nin deyişiyle, “Küfrün kaynağını bilmeyen, gerçek imanda olamaz.” Lâ (hayır) kılıcıyla putlar devrilmeden İllallah ile tevhide erilemez.

Devam edecek...

Fatih TEKİN




 

1-) el İbrahim, 14/7

2-) Taha Abdurrahman, Dinin Ruhu , çev. Soner Gündüzöz (İstanbul, Pınar Yayınları, 2021), s.29.

3-) Salih Mirzabeyoğlu, İnsan Erkek ve Kadın, 2. bs. (İstanbul, İbda Yayınları, 2018) s.23

4-) el İbrâhim, 14/42

5-) Mirzabeyoğlu, İnsan Erkek ve Kadın, s.26

6-) Byung Chul-Han, Güzeli Kurtarmak, çev.Kadir Filiz (İstanbul, İnsan Yayınları, 2020) s.3 ve devamı



12 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İnsanoğlunun tüm yapıp etmelerini kuşatıcı bir şey varsa bu ahlaktan başka bir şey olmasa gerektir. Zira iyi ve kötü sarkacına denk düşmesi muhtemel ne varsa bu “ahlak”ın da meselesi olarak tezahür ed

Hazreti Ali’nin “ İlim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı” sözü bugünün dünyasında verilerin insanların zihinlerine boca edildiği bir vasatta, üzerinde hayli durulması gereken bir sözdür. Zira pek

Beni bilmek esasen ötekini bilmektir. Kendini bilmeyenin ötekini bilişi kendinden bir biliş değil, yamalı bohça misali bozulmaya her an müsait, çarpık bir zandan ibarettir. Ötekinin çapını tayin etmek