• oldi

'İş'te Tevekkül

Şairden, "İşin Allah'a kalmışsa olmuş bil." sözünü işittikten sonra bir başka şairden, "Çaresizim, çaremsin" sözü zihnime ılık rüzgarlar gibi esmeye başlıyor. İnsan yine sormadan edemiyor; iş ne zaman Allah'a kalır, hangi iş Allah'a kalır, iş Allah'a nasıl kalır? İş ne ola ki Allah'a kala? Bazen dert bazen tasa, Bazen gama bazen uğraşa Çıkarır yolumuzu... İnsanlar zor durumlara düştüklerinde, çıkmaza girdiklerinde, önlerinde bir çıkar yol belirmediğinde 'senin işin Allah'lık' denir. Bunu işittiğimizde haleti ruhiyemiz 'hadi ya! tüh!..' gibi telaş üzere mi oluyor? Yoksa 'Oh be! Çok şükür!..' deyip iç huzura mı erişiyoruz? İnsanlar burada hangi tepkiyi verirse versin, bu tepkilerin tesadüf eseri olmadığı, anlık duygusal reaksiyonlar olmadığı bir gerçektir. Tevekkül üzere olmayan hiçbir insan yoktur. İnsanların yollarının ayrılışı kendilerine vekil olarak neleri seçtikleri noktasında başlar ve ayrılır. Tevekkül üzere olmayan hiçbir insan yoktur. Çünkü insanlar bir şeylere güvenmeden ya da dayanmadan yaşa(ya)maz. O halde her insanın ümidini bağladığı bir şey vardır. İntihar etmek çaresizlik olduğu kadar ümidin bir yere bağlanışıdır aslında. İntihar edenden biz sağlar için varılan netice kocaman bir çaresizlik, kriz hatta delilik olsa da intihar eden için bir kurtuluş çabasıdır. En nihayetinde ümidin Allah'tan kesilmiş olmasıdır aslında. İntihar edenler insanları suçlar, düzeni suçlar ama ümidini Allah'tan keserler. Ölüm hak, hakikat, Allah'ın karşı konulmaz yasası ve emri iken intihar etmek niçin günah? Keşke intihar edenlerin nasıl intihar ettiği, niçin intihar ettiği kadar kendilerine vekil olarak neleri seçtiklerini yani tevekküllerinin neye olduğunu, ümitlerini nelere bağlayıp nelere bağlamadığını da merak edebilsek. Ayette geçeni işitmemize ve üstüne şahitlik etmemize rağmen insanlara vekil olarak neden Allah yetmiyor? Belki de insanların gayba tahammülü yok. Bilim, her ve her şeyi sonsuz bir iştihayla bilme iştiyakı, insanı gayb'den uzaklaştırıyor. Bilim giderek gaybe teslim olmayışın bayraktarı haline getiriliyor. Bilgi, giderek, erdemli bir hayatı değil güçlü bir yapıyı işaret ediyor. Bilmenin güçlenmek olduğu bir yerde bilmemenin hesabına zayıflık düşüyor. Gaybın, modern çağlıları huzur edişi biraz da bundan, tahammülsüzlük de.. Bilmek ürkütüyor, bilmemek de ürkütüyor. Acaba var mıdır bu iki arasında bir hassas denge? *** Öyle bir işin olsun ki, Allah'a kalsın. İnsanların duayla yoldaş olabileceği bir târîk. Bu iş bazen amansız bir hastalık, bazen dermansız bir dert, bazen rızık kapısı... İnsan, daima işgal altında değil mi? İnsan meşguliyetinin işgalinde, işgal altında bir varlık. Yine insan meşgul olduğunun işçisidir... Öyleyse işi Allah'a kalan Allah ile meşguldür de farkına varmaz. (bkz. Ali İmran 191) Hayatımda ilk kez ve oruçla şereflendirilmiş vaziyette, ekin tarlasında yürümek ve yorulmak nasip oldu. Bir rüyanın başlattığı, 24 yıllık hasretin vuslatıydı bu. Gelinlik giymiş Erciyes'in eteklerinde ekinlerle birlikte sam rüzgarlarıyla yıkanmak neler getirip neler götürdü kim bilir. İşler bitti, herkesin dilinde zikir gibi 'Bir yağmur yağsa' dualarıyla iftarı bekledik.. İşte Allah'a kalmış bir iş. O'ndan gayrı gideceğin her kapının çaresiz kaldığı çare. O vakit oldu bu iş.. Olgun VERİM

4 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Birçok mezarlığı ziyaret etmiş birisi olarak refikamın vatan-ı aslîsinin mezarlığı gibi ilgimi çekeni olmadı. Belki Anadolu'nun bir çok köyünde buna şahit olan vardır, belki de bozkıra hastır bilemiyo

Bugün sizinle duygularını içinde yaşayan insanlar ile dışa vuran insanlarda bulunması ihtimal durumlar üzerinde konuşacağız. Bu ikili tasnif, dışadönük veya içedönük kategorilerin her ikisinin içinde

Şehitlik ve Gazilik bu topraklarda alınabilen en şerefli sıfatlardır. Allah'ın(cc) takdir ve övgüsüne mazhar olan bu sıfatların içini, Peygamber Efendimiz (Gazâvatname) ve sahabeler hayatlarıyla dold