• oldi

Günahı İşlemek

Güncelleme tarihi: 28 Tem

Niçin günah yapmak, günah etmek demiyoruz ya da diyemiyoruz? Niçin iyilik etmek, iyilik yapmak diyebildiğimiz halde iyilik işlemek diyemiyoruz? Hayatı tesadüfler silsilesi olarak görmeyen herkes bu durumun tesadüf eseri veya alışkanlıktan ötürü olmadığını, bu tabirlerin altında mühim birçok idrak taşıdığını bilir veya akıl eder. Zira hiçbir dil başıboş gelişemez. Bu durumun tesadüf eseri olmadığını kabul edenler yukarıdaki sorulara İslâmsız cevap veril(e)meyeceğini de fark edecektir. Türkçe'de böyle bir kural olmamasına rağmen 'günah yapmak' ya da 'iyilik işlemek' tabirleri Türkçe'ye ters hatta anlatım bozukluğu mesâbesinde görünüyor. Türkçe'de büyük-küçük ünlü uyumuna aykırı kelimeler, cümleler garipsenmezken, Fransızca menşeli kelimeler dahi normal gelirken 'iyilik işlemek' ve 'günah yapmak' tabirlerinde ciddi bir uyumsuzluk ve anormallik hissediliyor. Bunun sebebi Türkçe'nin İslâmla uyum içinde olmasıdır. Şuurun olduğu yeri tesâdüf terk eder. Şuur, 'günah işlemek' ve 'iyilik yapmak(etmek)' dedirtiyor Türkçe'ye. Ehli Türkçe de bu şekilde telaffuz ediyor. Bu tabirler, Müslümanlara, dünyanın iyilik ve kolaylık üzere yaratıldığını, küfre düşmenin hayra yükselmekten daha zor olduğunu, iyiliğe ulaşmanın günaha ulaşmaktan daha yakın olduğunu, "Allah'ın rahmetinin gazabını geçtiğini", nihayetinde cennete girmenin cehennem çukuruna düşmekten daha kolay olduğunu hatırlatır. Biz farkında olmasak bile aklımıza bunu kazır. Türkçe’nin aklımıza kazıdığı şey İslâmi bir hakikatin tezahürüdür. Zira aklımıza böyle bir şey kazınmamış olsa günahın sonuna işlemek, iyiliğin sonuna etmek fiilini getiremezdik. Daha doğrusu günahın sonuna yapmak, iyiliğin sonuna işlemek fiili de getirebilirdik. Niçin günah yapmak/etmek değil de günah işlemek diyoruz? Bir şeyi işleyebilmek için işlenecek şeyin öncelikle yaratılmış olması gerekir, yaratılmamış şeyi işlememiz mümkün değildir. Yaratılmış şeyi işleyebilmek için de o şeyi bilmemiz, ulaşmamız, öğrenmemiz ve onu işleyecek hâlde olmamız gerekir. Amentü'de de belirtildiği üzere, "Hayrın ve şerrin yaratıcısı Allah'tır." Hayrı ve şerri Allah yarattıysa niçin iyilik işlemek değil de iyilik yapmak/etmek diyoruz? Buradaki incelik, mealen "Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir..." ayeti kerimesinden ve benzeri bahislerden(bkz. Yunus suresi 11. ayet) gelmiş olmalı. Günah kişinin iradesinde bir biriyle ilintili bir süreç olduğundan, "kişinin kendi nefsinden" olduğu için etmek fiiliyle değil işlemek fiiliyle tamam oluyor. Dünyadaki zulmün faturasını Allah'a kesmeye çalışanlara yine bu tabirle Türkçe karşılık veriyor. İyilik ise kuldan değil Allah'tan olduğu için işlemek fiiliyle değil etmek/yapmak fiiliyle tamam oluyor. Yine bu tabirlerle Türkçe bizi hesap gününe hazırlar. Günah işlemek tabiri, günahın bahanesi olmadığını faş eder. İyilik yapmak/etmek tabiri ise iyilikten kaçınmanın mazereti olmadığını zihnimize çakar. Bu kadar gözümüzün önündeki bir şeyi göremiyor oluşumuz neden? Türkçenin başına her ne geldiyse Türkçe'nin safında durmayan, duramayan ama Türklüğün kaymağına göz dikenlerden geldi. Ve gelmeye devam ediyor. Çünkü münafık, yarın kıyametin kopacağını bilse bile elindeki son fitne tohumunu dikecek.


Olgun VERİM

49 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İnsanoğlunun tüm yapıp etmelerini kuşatıcı bir şey varsa bu ahlaktan başka bir şey olmasa gerektir. Zira iyi ve kötü sarkacına denk düşmesi muhtemel ne varsa bu “ahlak”ın da meselesi olarak tezahür ed

Hazreti Ali’nin “ İlim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı” sözü bugünün dünyasında verilerin insanların zihinlerine boca edildiği bir vasatta, üzerinde hayli durulması gereken bir sözdür. Zira pek

Beni bilmek esasen ötekini bilmektir. Kendini bilmeyenin ötekini bilişi kendinden bir biliş değil, yamalı bohça misali bozulmaya her an müsait, çarpık bir zandan ibarettir. Ötekinin çapını tayin etmek