Cem-i Cuma: Kayıplarımız Var

Planlamamıştık. Yazarlarımızdan Fatih Tekin, "Kaybettiklerimiz Üzerine Bir Deneme" başlıklı yazısıyla start verdi haftaya. Salı günü Fatih Tekin’in günü olmasına rağmen, bu haftaki yazılar salıdan itibaren başladı. Fakat bu, planlamadığımız bir planın en büyük parçasıydı. Olgun (Verim) ağabey bana yazdı salı akşamı. “Oğuzhan” dedi, “Fatih bu hafta kaybetmek üzerine yazmış. Tevafuk bu ya; ben de ‘Kayıp Aranıyor’ başlıklı bir yazı yazdım. Bir değişiklik yapıp, bu hafta hepimiz ‘Kaybolmak’ üzerine yazalım.” Hoşuma gitti ve sevinçle kabul ettim. Olaylar böyleceğin gelişiverdi…

Gelelim bahsimize.. Malum, bugün cuma. Haftanın yazılarını hizaya çekeceğiz. Haftamızın başlığı ve kavramı “KAYBOLMAK”

*

Pazartesi – Müselman Cahit Servergil

Salının gelişi pazartesiden belliydi. Müselman kendini “kaybetti” ve bloga yazı gir(e)medi. Durumu iyi ama tam bir dua simsarı. Her önüne gelenden dua istiyor. Dua edelim ona..

*

Salı – Fatih Tekin: “Kaybettiklerimiz Üzerine Bir Deneme”

Fatih, yazıya “Kaybettik” diyerek başlıyor. Bir Fatiha telaşına düşüyoruz oracıkta. Tahammül yitikliğinden bahsediyor sonrasında. Yazıya kasvet gölgesi düşer gibi bir his tebelleş oluyor. Fakat sonrasında kasvet telakki ettiğimiz şeyin aslında kasavet olduğunu görüyoruz. Şikayet eden, mızmızlanan, ümit yitimi yaşayan –sözde- Cassandra Sendromu’yla yüce bilmişliğini kalın puntoların altına gizleyerek cümle avama arz eden develerin yaptığını yapmıyor Fatih. Kasvet satmıyor, karartmıyor. Derdi var, derdini yazıyor. Yazarken arıyor. Kaybedileni arıyor. Kaybettiğimizi arıyor. Neden sonra bir reçete tutuşturuyor elimize: “Evvela mevziini bilen bir anlayış ve elbette bu anlayışı sağlayacak itikad gerekli.”

“Mevziini bilen bir anlayış”

“Mevziini bilen bir anlayış”

“Mevziini bilen bir anlayış”

Bu diyorum. İşte bu! Kaybedilen hazine bu. Hephaistos demiri kadar çetin bir sandukanın içinde mahfuz olan bu hazinenin anahtarı ise “bu anlayışı sağlayacak itikad” cümlesi oluyor.

“bu anlayışı sağlayacak itikad”

“bu anlayışı sağlayacak itikad”

“bu anlayışı sağlayacak itikad”

Ben isterim ki: Fatih Tekin, “Mevziini bilen anlayış” cümlesini evvela başlık olarak kaleme alsın, sonrasında ise bir kitabın kapağına koca harflerle yazsın. Yapsın bunu. Bu kavramı kendine amade kılsın. Ben gibi nutku tutulmuşlar alsın onu, başucu etsin, Vesselam.

*

Çarşamba – Oğuzhan Âsım Güneş: “Kayboluş Arzusu”

Yazıdan pek bir şey anlamadım. Ben yazmıştım halbuki. Kalem nadası arzuluyor. Dua isteriz.

*

Perşembe – Olgun Verim: “Kayıp’ Aranıyor”

Teklif Dergisi’nin ilk sayısı; Ahmet Çitil, İhsan Fazlıoğlu, İbrahim Halil Üçer, Tahsin Görgün ve Ömer Türker’den teşekkül bir açık oturumla başlıyor. Fazlıoğlu masaya bombayı bırakıp, arkasına yaslanıyor. Soru şu: “İnsan nedir?”

Her cevap yeni bir soru doğuruyor haliyle. Ne dehşetli bir oturum olduğu, yukarıdaki 6 ağır isimden tahmin edilebilir az çok.

Olgun ağabey de bu gibi bir soruyla başlıyor. “Niçin arıyoruz?” Sonrasında daha ilk paragrafta şu üç ismi zikrediyor sırasıyla: “İhsan Fazlıoğlu, İsmet Özel ve Niyazi Mısri.”Çıkılır mı şimdi bu işin içinden? Fakat Olgun ağabey çıkıyor. “Kayıp” kelimesini “gaip” kavramıyla üleştiriyor. Bir tefekkür kapısı aralanıyor benim için. Kimseyi ortak tutmuyorum bu kapıya. Ne de olsa herkes kendi hissesine düşen payeden nasibdar oluyor.

Kayıp dediğimiz şey, çoğu zaman arayarak bulabileceğimiz bir çabaya denk düşerken, “gaip” dediğimiz kavram ise idrak edilemeyen, bilinçüstü bir bilinç olarak çıkıyor karşımıza. Hiç değilse ben bunu anlıyorum. Kopuyorum Olgun ağabeyin yazdığı şeylerden. Kendi potama üçlükler atıyorum. Nitekim yazının ilk paragrafındaki o muhteşem üçlüye dördüncü olarak eşlik ediyor Olgun ağabey. Bir türlü oraya çıkamıyorum. Yazarın, “Gaibin ne olduğunu bilmeyen kayboluşu, fiziğin bir iriminde saklanmak ve ya şaşırmak sanır” dediği yerde ben, gaibin ne olduğunu idraka koşuyorum.

Selam olsun..

*

Cuma – Gürkan Pur

Cuma yazıları Gürkan’a ait. Ama Gürkan da tıpkı Müselman’ın yaptığı gibi; “Siz dil ile ikrar edin, biz hal ile tatbik edelim” dercesine kayboluyor. Gürkan’ı da kaybettik. Sınav haftasındaymış. Kısaca sınanıyor. Umarım bu sınavı kaybetmez..

Dua olsun..

*

- Oğuzhan Âsım GÜNEŞ

3 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sahip olunabilirliğin zirvesi hükümdardır. Hükümdar, tahtı altında koca bir maiyet, ordu, halk bulunan devletin en büyük yöneticisidir. Halk (avam) feda edilebilir yığınları ifade eder. Tarih boyunca

Yazar: Muhammed Emin Er Kitap: Hatıralarım Sayfa Sayısı: 368 Yayınevi: MGV Yayınları *** "Yalnız şu iki kimseye gıbta edilir: Allah'ın kendisine ihsân ettiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse;

Yazar: Ömer Faruk Dönmez Kitap: Bir Yobazın Günlüğü Sayfa Sayısı: 339 Yayınevi: İz Yayıncılık *** Ömer Faruk Dönmez'den kendini okutan, merakta bırakan, hak olanı haykırmak için çabalayan sohbet tadı