top of page

Bıçaklanmış Acı

Güncelleme tarihi: 18 Ara 2022

Bıçağı, hafif sağa ve sola çevirerek deride gireceği çukurcuğu açtıktan sonra ağır ağır sapladı. Ucu deriye biraz girdiğinde acının geçmesini bekledi. Sonra biraz daha soktu. O esnada dişlerini sıkıp gerildi. Tekrar bekledi acının geçmesini. Biraz daha soktu. İşte tam bıçağın çelik kısmının bitip balçağına geldiğinde nihayet bıçak kemiğe dayanmıştı. Bıçağı hangi organına sapladığını bilmiyordu. Çünkü o kadar yavaş sokmuştu ki derisine, acı zaman aşımına uğramıştı. Bıçağın sinirini sıyırdığını hissettiğinde ise düşüncelerin beyinde yayılmasına benzer bir etki hissetti. Ayı Arturo'daki hüznün melankolisini ve ağaç kangurusunun neşesini düşündüğünde, bunların asla insan duygularının iki zıt uçtaki sınırlarına yaklaşamayacağını anladı. Çünkü bıçağı saplaması Arturo’nun hüznünden, bıçağı yavaş yavaş, bekleyerek saplarken aldığı mazoşist zevk ise ağaç kangurusunun neşesinden daha fazlaydı. Ete saplanmış bıçak metaforunun bizzat kendisi olmuştu. Et, kemik ve bıçak... Bıçağın derisinden ve etinden geçerek kemiğe dayanması iki sert cismin buluşmasına denk düşüyordu. Kemik bir dirençti bıçak için. Bıçak, başına buyruk hareket edemezdi artık. Taşeron olarak çalışan hücreler bile etlerle birlikte bıçağın etrafını sarmıştı. Eliyle bıçağın sapını oynadı. Acıyı hissetmek için bir bıçağa ihtiyacı olup olmadığı fikrinin bir icraatı mıydı bütün bu yaptıkları? Bunu kestirmesi zordu. Ölmeyi unutarak, insanı endişelendiren sineklerin vızıltısını duyduğunda, derisinden kanın sızdığını anlamıştı. Sineklerin bir insanın kendisine sapladığı bıçaktan akan kanı emmesini etik bulmasa da herhangi bir tepki vermedi. Sızan her şey haz veriyordu. Kanın sızması ise apayrı bir haz. Kanını emen sineğin ayak hareketlerini hissettiğinde, hiçbir acının hislerini tamamen köreltemeyeceğini anladı. Belki de ay kırılması çağından beri sinekler, bedenlerin içini sömüren vampir organizmalardı ve ilk ay tutulmasıyla beraber bedenlerin dışına çıkıp onları dışardan sömürmeye başlamışlardı. Kafasını çalkaladı. Ardından yerçekimini yokladı, bedeni hafifleyip havalanmadığına göre herhangi bir zayıflık yoktu. Bıçak, taşeron hücrelerin zorunlu müdahalesinden kurtulup kemiğe saplandığında bütün vücudu kasılmış ve kristal bir çözelti gibi içten içe patlamıştı. Ağırlaşmış vücudunun bu patlamayla çığlık atması bir oldu. Sessiz bir çığlıktı bu. Çığlık bile içten içe patlayıp yırtınıyordu. Uykuda görülen acılı rüyanın uyanınca hissedilemediği paradoksal dehşetin bir benzerini yaşamıştı sanki. Tavana baktığında gördüğü kurgusal yansımasını Henry Wallis’in Chatterton’un Ölümü tablosundaki yatakta uzanan adama benzetti. Tek farkı bedenine sapladığı bıçaktı. Bıçağın hareket edip etmemekte tereddüt ettiğini gördü. Haklıydı, bıçak ölüme dair bir sırrı muhafaza etmek istediğinden dolayı bu kadar müteredditti. Zihninin yüzeylerinde canlanan çamur maskeli yerliler ise bıçağın sebep olduğu trajik yanılsamalardı. Bu yerliler, seçme özgürlüğü olmayan diğer başkalarını kadın, şarap ve felsefeyle şımartıp en iyi koşullarda öldürüyorlardı. Kendi zevklerinin esiri olan bu insanlardan farkı, onların ucu çelik sivri aletleri birbirlerine saplayıp ölümü alaya almalarıydı. Kendisi ise bedenine bıçağı bizzat saplamıştı ve amacı bıçakla, özgürlüğü olmayan hislerini acı, zevk ve düalite ile baştan çıkartıp en iyi koşullarda öldürmekti. Bütün bu imgeler, ısınıp sürtünerek sanrıları, sesleri ve düşünceleri buharlaştırıyordu. Tek istediği şey buharlaşan düşüncelerin, üzerine parça parça yağdığını görmekti. Kendini bu baş döndürücülüğe bırakmak isteyerek gözlerini kapattı. Artık dümdüz soyut bir şerit içinde ufukta bir görünüp bir kaybolan herhangi bir şeye benziyordu. Gözlerini tekrar açmak için çabaladı. Göz kapakları titredi. Nihayet gözünü tam açtığında ise hayat onun için tekrar başlamamak üzere son buldu.

Zâfir Uyaralp

46 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Mutlu olmaktan delicesine korkuyordu. Aklını yitirmemişti. Sadece kaybetme korkusu vardı; aklını değil, mutluluğu. Korkusunun kaynağı basitti; ne zaman eline bir şey geçse ondan kopması çok uzun sürmü

Kahverengi gözleriyle tavandaki incecik çatlağın izine dalgın dalgın bakıyordu. Uyanmıştı. Nemden mi yoksa rutubetten mi oluştuğunu bilmediği çatlak eve taşındıklarında da vardı. Tadilat sırasında boy

Unutmamak için çırpınıyordum, aklıma gelmeyeceğini adım gibi bildiğim halde. Çekmeceleri bir hışımla açıp, birbirine girmiş sayfalar arasında, üzerine leke düşmemiş bir beyazlık arıyordum. Düşünceleri

bottom of page