• oldi

Arayanın Derdi

Bazen yolculuklar insanı kelimelere çıkarır bazen de kelimeler insanı yolculuklara. Önce yoldaş sonra yol misali ya kelimeler yoldaşın olur senin ya da sen kelimelerin. Bugün arayışın ta kendini aramak niyetiyle çıkıyoruz yola.

Aralık, arayanla aranan şey arasında bir boşluk halidir. Aralık yani boşluk yoksa aramak mümkün değildir. Bu sebeple aramanın kıvılcımı ayrılıktır. İnsana dair ilk arayış bir ayrılık hikâyesiyle başlamıştır. Bu arayış yani bu boşluk Cebel-i Rahme'de kapanmıştır. (bkz. Hz. Adem ve Havva'nın kavuşması) Orada kapanan iki ruh ve beden arasındaki boşluk değildir sadece. Arayışın; aralık, boşluk ve ayrılıkla başlasa da merhamete ve affa açılan kapısı orada zahir olmuştur. O yüzden - zayıflık olarak gördüğümüz- düştüğümüz her boşluk, her ayrılık, her kopukluğun arayışımızı başlattığını ve kimsenin yıkmaya gücü yetmeyen tövbeye, rahmete açılan güçlü bir kapısı olduğu unutulmamalıdır. En nihayetinde arayış, arınıştır.

Bir şeyin aranması için onu arayan için gaib olması gerekiyor. İnsan hiç bilemediği bir şeyi yani hiçi ara(ya)maz, bir de elinin altında olanı gaib olmayanı ara(ya)maz. Arayabilmenin bir başka şartı da hatırlamak olsa gerek. İnsan kaybettiğini hatırla(ya)mazsa, neyi nasıl arayabilir? Tüm bu sebeplerle aramanın gizemli, esrarlı bunun yanında bilgelik gerektiren bir yanı oldu daima. İnsan bu kelimede derinleştikçe, aramak kelimesini içten içe tekrarladıkça bir yürüyüş çağrışır zihninde, teknolojiden, rahatlıktan arınmış salt bir yürüyüş.. O vakit arayış, arınış olmaya başlamış demektir.

Teknoloji bu kelimeyi işgal edene kadar güzel bir mazisi vardı aramanın. Atın bahtsızı arabaya düşer dermiş eskiler. Kelimenin bahtsızı da modernizmin yapıştığı oluyor hep. Dilimizin modernizmle yaşadığı doku uyuşmazlığından mı olsa gerek? Teknolojiye ya da teknolojinin getirdiği şeylere uymuyor kelimeler. Telefonu elime alıp birisiyle konuşmak istediğimde onu aramam gerekiyor, arayışa dair bir hareket vuku bulmadığı halde. Karşıdan ses gelince 'onu buldum' demiyorum veya onu bulamadım demiyorum ses gelmeyince. Oysa aramanın sonucu bulmak ya da bulamamak olmalı. Hatta bu da değil, aramanın sonucu aramak olmalı aslında. Şairin dediği gibi olmalı, "Arayanın aramaktan başka derdi yok."

Teknoloji ile Türkçe arasında bir doku uyuşmazlığından mı doğuyor "mesele"? Tam olarak öyle diyemeyiz. Üretimle doğrudan ilişkisi var bunun. Çünkü dil, emek ve üretim istiyor. Meselâ eskiden beri gelen veya kaybolan zirai ürünlerin - onlar da bir bakıma teknolojiktir- isimleriyle yaptığı iş arasında bir tutarlılık var. Kürek meselâ toprağı, kum ve çimentoyu karar, karıştırır, kürer. Fındığı karıştırmak için kullandığımız alet tırmık, mizacı ve işlevi sebebiyle tırmık olmuş. Tırmalamak, tırmanmak, taramak belki tarım hatta ve hatta parmak da buna dahil olabilir ismi, faaliyeti ve tasviri arasında bir tutarlılık olduğu için. Eskiden böyleydi de şimdi ne değişti? Neden üretilen malzemeyle Türkçe arasında bir kopukluk yaşanıyor? Bu soruya ehli Türkçe olarak bir şey üretemediğimiz cevabını verebiliriz. Bu cevap bizi doğruya ya da çözüme ne kadar yakınlaştırır? Sağlamasını yaparsak, virüs için ürettiğimiz ya da üretmeye çalıştığımız aşıya Turkovac deyişimiz cevabımızda bir aralık yani boşluk açıyor. Yani aletin üretiminde olduğumuz vakit bile adlandırmalarda tutarsızlıklar yaşıyoruz. Modern çağın üretim formu capital sebebiyle mi yaşanıyor bu doku uyuşmazlığı? Türklerin tarih sahnesindeki konumu, Türkçe’nin ve Türkün İslâmla yaşadığı ulaştığı saadet, beni öyle olduğuna inandırıyor. Bu sebeple yukarıda zikrettiğim şeyi bir problem olarak yani çözülmeyi bekleyen bir sorun olarak değil anlaşılmayı bekleyen bir mesele olarak zikrettim. Çünkü problem çözüm/çözülme odaklıdır. Mesele ise anlaşılma odaklı. Bu yüzden değil midir, birine bir şeyi anlatmak için 'meselâ' deriz sık sık. Başımıza gelen şeyleri problem değil mesele olarak görmek zorundayız. Çünkü mevzuları problemleştirirsek, problem bize onları yıkmamız gereken bir engel olarak gösterecektir.

Türkçe’nin modern zamanların fikir akımları, teknolojileriyle yaşadığı kavram uyuşmazlığını bir problem değil mesele olarak ele alırsak Türkü de modernizmle, modernizmin metodlarıyla bir uyuşmazlığa sevk ettiğini anlayacağız. Bir Türkten, Türkçe'den ve bir "merkez"den bahsetmek istiyor isek Türkçe'nin arkasında durmak zorundayız. Şayet o uyuşmazlığı geçmişteki gibi problemleştirirsek yıkacağımız şey Türkçe olacaktır. Sadece Türkçeyi kaybetmeyeceğiz, dilin kudretine duanın gücüne olan inancımız da kaybolacak.

Sorularımıza aradığımız cevapları burada arayabiliriz. Burada bulabiliriz demiyorum. Ne bulmak gibi üstümüze farz olmayan bir yükü yüklenmek istiyorum, ne de gaibe dair bir iddia gafletinden vurulmak istiyorum. Bulmak değil burada olmasa da biryerlerde onu aramak zorundayız. Onu hiç bulamayacağımız bir yerde dahi arasak, bir gün onu nerede arayacağımızı ya da nerede aramayacağımızı bulacağız. Çünkü emek zayi olmaz; arayana, aradığı da araması gereken de buldurulur.

Olgun VERİM

1 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Birçok mezarlığı ziyaret etmiş birisi olarak refikamın vatan-ı aslîsinin mezarlığı gibi ilgimi çekeni olmadı. Belki Anadolu'nun bir çok köyünde buna şahit olan vardır, belki de bozkıra hastır bilemiyo

Bugün sizinle duygularını içinde yaşayan insanlar ile dışa vuran insanlarda bulunması ihtimal durumlar üzerinde konuşacağız. Bu ikili tasnif, dışadönük veya içedönük kategorilerin her ikisinin içinde

Şehitlik ve Gazilik bu topraklarda alınabilen en şerefli sıfatlardır. Allah'ın(cc) takdir ve övgüsüne mazhar olan bu sıfatların içini, Peygamber Efendimiz (Gazâvatname) ve sahabeler hayatlarıyla dold