top of page
  • oldi

Şişhaneli, Tophaneli Eğitim Reformu

Cumhuriyetle birlikte kelime üretme, kelime kaldırma çalışmaları Türkçe'ye tahmin edilemez zararlar verdi. Çünkü her -suni olmayan- kelimenin felsefi, dini, ekonomik, kültürel, mantıki... bir ağı, örgüsü vardır. Yani kelimeyi inşa eden bir tertip vardır.


Misâl; kâtip olmasaydı kitabet olmazdı, ondan müteşekkil kitap olmazdı, kitaptan müteşekkil kütüphane ve mektep olmazdı. Mektup dahi olmazdı. Böyle sistematik ve birbirini tamamlayan yapının içinden bir kelimeyi çıkarıp yerine başka bir kelime koymak mezkûr bağa ve aynı ağın içindeki kelimelere de zarar verir. Kelimeler arasındaki bağlar tahrip olduğu için kelimelerin çağrışımları dolayısıyla ilhamı da daralır. Nihayetinde ilhamını yitirmiş kelimeler üzerinden yeni kelimelerin doğuşu zorlaşır. Bu durumun en bariz delili ise çağın ortaya çıkardığı yeniliklere, kendöz lisanımızla karşılık veremeyip, ithal kelimelere yönelmemizdir.


Mektep gibi sistematik bir yapıdan gelişerek var olan bir kelime yerine Fransızcanın Écol'ünü (ing. School, L. Schola) 'okul' diyerek telaffuz etmek, tepeden inmecilik olur. Hani şu liyakat diye bağrılan şey yalnızca insanlara mahsus değildir. İçinde kitap yazılan, kitap okunan, kütüphane kurulan kurumun adı liyakat ve mantık gereği mektep olmalıdır. Orası mektep değilse orada kitabın, kütüphanenin işi ne ola?


Bu tepeden inmecilik sadece mektebe zarar vermedi. Eskiden mektup yazmak; deneme yazmak, şiir yazmak gibi kıymetli bir şeydi.

Mektup, kâtip ve kitap ile aynı kökten gelmez sadece. Kitap yazan gibi mektup yazan da kâtiptir. Pir Sultan'ın şiirinde dediği gibi: "Kâtip arzu halim yaz yâre böyle."


Eskiden yazılan mektupların kitaba dönüştürülmüş olması da buna delildir. Herkes kitap yazamaz denildiği üzere herkes mektup da yazamaz çünkü herkes kâtip olamaz. Meselâ, dilekçe yazana kâtip demiyor eskiler, arzuhâlci diyor. Bu onların dili nasıl bir mantık örgüsü içerisinde geliştirdiklerini gösteriyor. Fakat biz bugün mektup yerine kolayca -e posta diyebiliyoruz.


Dolayısıyla bir kelimenin yerine başka bir kelime koymak bir sistematiğin içindeki parçalardan birini söküp yerine başka bir parça uydurmak olur. Bu durum bir sistemi değiştirmeye değil düzeltmeye hiç değil bozmaya, karmaşıklaştırmaya sebebiyet verir.


Niçin mektep yerine okul dedik? Okul ekseninde bir 'ecole' geliştirmez, kavram üretmez ve mektebi kaldırıp, mektebin kavramlarıyla okul inşa etmeye çalışırsan Ècol'ün de olmaz mektebin de kalmaz. Ve bugün okulların depreme dayanıklı zahiri duvarları ile övünürken, okulların batıni duvarları altında ezilmiş, yılmış, sakatlanmış kuşakların sesini duyan olmaz, zira o sakatlanmışlar bile...


**


Okulun sınıflarında ya da dersliklerinde ders veriliyor ama ders verilen yerin adı medrese değil, ders veren müderris değil. Nasıl bir çelişkidir ki medrese yasaklanıyor ama medresenin 'ders'i Ècol'e sokuluyor?


"Türk eğitim sistemindeki bozukluk..." tabirini duymayan yoktur. Fakat mesele çok daha geniş. Yukarıdaki bahis Türkçe'nin ücralarına kadar bulaştırılmış bir salgın. Türkçe'ye ve Türklüğe İslâm öncesinden kökler bulma çabası Türkçe'yi temelsiz, sistemsiz, tutarsız hale getirdi.


Niçin talebe yerine öğrenci demeye başladık? Ya da neden talebe yerine öğrenci kelimesi dayatıldı? 'Dayatma' kısmına itiraz geleceğini var sayarak peşinen bir cevap verelim: Öğrenci kelimesinin kendisi de bir dayatmadır: Öğren(!), öğreni, öğren+ci. Ci'meslek ekini de aldıktan sonra bugün her şehirde niçin üniversite açıldığını yadırgamak abes kalıyor. Üstüne nakit verilerek yapılan bir meslek olduğu için de yargılamak beyhude oluyor.


Gizirgâhtaki soruları cevaplayabilmek için öğrenci ve talebe kelimelerinin birbirini karşılayıp karşılamadığını irdelemek gerekir. Her öğrenci talebe değildir. Peki her talebe öğrenci midir? Talebe, talep eden talip olan demektir. Yani talebe olmak için mutlak manada istemek gerekiyor. Talebe'deki istek, öğrenci'de zorunluluğa inkılâp eder. Dolayısıyla bir kişi okumak istemiyorsa talebe değildir. Okumak istemediği halde okuyorsa o öğrencidir. Meşhur değil midir, Türkeli'de, çoğunluğun sevmediği işi yapıyor olduğu?


**


Bu bahsin altında irdelenmesi gereken diğer mevzu müderris ve öğretmen kelimeleri arasındaki ilişkidir. Müderris, mutlak manada 'ders veren' kişidir. Öğretmen kelimesi için ders veren kişi demek yanlış olmasa da mutlak manada eksik kalır. Öğretmen ders verenin ötesinde, verdiği dersi, karşı tarafa -aklen- aldıran manasına gelir. Etken kelimeler, etkeni olduğu eylemi etkileyen kelimelerdir. Öğretmen kelimesi çetin bir iddiaya tutulmuş iken -ki o öğretme işidir- müderris kelimesi daha mütevazi bir mana ile -ders veren- sınırlı kalmaktadır. Öğrenci, öğrense de öğrenmese de; öğretmen, öğretse de öğretmese de öğretmenlik dışarıdan çatlamayacak kadar muhkem bir ifadedir. Fakat içeriden bakınca da aynı muhkemlik mi hakim yoksa paramparça bir halde mi, herkes hesap günü öğrenecek. Fakat acelesi olanların bu dünyada, hatta şuan dahi öğrenmeleri işten bile değil. Öğretmen gibi iddialı bir kelimeyle, böylesine karmaşık bir eğitim kurumunda mesleğini ifade etmekse ancak Türkçe'nin tefekkür kapılarını kapamakla mümkün olabilir.

58 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Annemin kışlık konserveleri zaman sarkacının bir köşesinde asılı dursun. Aynı zamanı, yani kar yağmasını bekleyen şiirler var. Elhanı Şita, Kar (Dranas), Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak bunl

Birçok mezarlığı ziyaret etmiş birisi olarak refikamın vatan-ı aslîsinin mezarlığı gibi ilgimi çekeni olmadı. Belki Anadolu'nun bir çok köyünde buna şahit olan vardır, belki de bozkıra hastır bilemiyo

bottom of page